Kadın dediğin yuvasını ayakta tutar” derler yıllardır. Kadın da hep tutmaya çalıştı.
Ama bir gün, adam gitti.
Gittiğinde herkes kadına baktı. “Sahip çıksaydın kocana” dediler. Yine suç ona kaldı. Sanki sadakatsizlik bir sonuç değil de onun eksikliğiymiş gibi. Peki Neden?
Psikolojik açıdan bu konuyu ele alacak olursak;
Toplumsal Cinsiyet Rolleri ve Kadınlık Beklentileri
Patriyarkal kültürlerde kadına “yuvasını koruma”, “eşini elinde tutma”, “çocuklarına bakma” gibi görevler yüklenmiştir. Erkek ise “kontrol edilemeyen”, “dürtüsel” biri gibi resmedilir. Bu da onun yaptığı sadakatsizlikleri mazur gösterir.
Psikolojik Etkisi:
•Kadın sürekli yetersizlik duygusuyla karşı karşıya kalır.
•“Beni aldattı çünkü ben yetemedim” düşüncesi gelişir.
•Bu da kadında depresyon, özgüven eksikliği, travma sonrası stres yaratabilir.
Empati Eksikliği ve Nesnelleştirme
Kadının çocuk doğurmuş olması, yıllarca evliliğe emek vermesi gibi gerçekler göz ardı edilir. Onun bir birey olduğu unutulur, sadece “eş” ve “anne” kimliğiyle değerlendirilir.
Psikolojik Temeli:
•Kadın birey değil, toplumsal bir görev olarak görülür.
•Bu da empati yoksunluğuna yol açar: “Kocasına iyi bakmadıysa, başına geleni hak etti” mantığı devreye girer.
Suçlunun Korunması ve Rasyonalizasyon
Sadakatsizlik yapan erkek, toplumda “erkektir yapar” anlayışıyla meşrulaştırılır. Bunun psikolojik adı rasyonalizasyondur.
Rasyonalizasyon:
•Gerçek sorumluluk yerine mantıklı bahaneler üretilir.
•Bu, ahlaki ikilemi rahatlatır ve sosyal uyumu sürdürmeye yardımcı olur (ama adaleti zedeler).
Kısaca bu ifadeler;
•Kadının suçlu, erkeğin “doğasında var” diye aklanmasına neden olur,
•Toplumda kadını ezilen ve baskılanan bir konuma sokar,
•Kadının psikolojik bütünlüğünü ciddi şekilde zedeler.
Sonuç olarak;
Kadınlar böyle bir durumda sadece aldatılmamış; değerleri, emekleri, kimlikleri sorgulanmış olur. Terapinin görevi, bu yıkımın ardından kadına yeniden kendi gücünü buldurmak, suçluluğu bırakmasına, öfkesini anlamasına ve sınırlarını yeniden çizmesine yardımcı olmaktır.
